Atatürk'le Barışmak-2

Aslında tartışılan, Atatürk'ten çok onun üzerine inşa edilen imgesel ve simgesel sermayedir. Oysa pek çokları için de gerçek Atatürk'ün dünya sistemi içindeki rolü, modern Cumhuriyet'in kuruluşundaki gücünün kaynakları ve kullanımı, liderlik özellikleri, bir insan olarak taşıdığı vasıflar, kurtarıcılığının sınırları, karizmatik öncelikleri yeni bir keşf(edilmey)i beklemektedir.

Bu yaklaşımlar sonuçta tartışma kabul görmeyen bir Atatürk imgesiyle onu hassas bir retorik içinde eleştirmeyi göze alanlar arasında gidip gelmektedir. Yine de Atatürk'e bağlılıktaki sınır tanımaz sevgi, gerçekte tam olması gereken bir sadakat limiti olarak görülür. Ne var ki aynı ölçüsüzlük, paradoksal bir şekilde bizzat onu reddederken de açığa çıkar. Modern Cumhuriyet'in kuruluş fikriyatına itirazı olanlar işe Atatürk etrafındaki mülahazalarını çoğaltarak başlarlar. Sevenleri ve sevmeyenleri arasında üretilen ve karşıtlık üzerine konumlanan Atatürk imgeleri gerçekliği sorunsallaştıran açılımlara yeni birtakım fırsatlar sunar. Aslında tam bir teslimiyetle kabullenmekle tam bir nefretle reddetmek arasındaki derin ortaklıklar dikkat çekicidir. Müzakereye, tartışmaya, değerlendirmeye ve en önemlisi de sorgulamaya izin vermeyen kabul ve retler arasında biçimlenen Atatürk algısı, taraflar arasında esaslı bir niyet sorununun göz ardı edildiğini gösterir.

Çeşitlenen Atatürk algıları, Kemalizm'in belli başlı sınırlarını zorlayan yeni birtakım bakış açılarıyla da eklemlenmeye başlamıştır. Atatürk'ün kült olarak inşasını reddeden ve bir anlamda onun gerçekçi mirasında buluşmayı öneren ürkek açılımlarda da artış gözlenmektedir. Atatürk ve ona atfedilen miras üzerindeki bu yaklaşımlar, onun hatırası karşısında bir küslük ya da uzaklık havası taşır. Sanki Atatürk'e küsülmüştür. Aslında bu ayrışma en başta ona ve mirasına küskün olanlarla barış içinde olanlar arasında yaşanır. Ne var ki burada asıl sorun Atatürk üzerinde mülkiyet hakkı güdenlerin barışın ve küslüğün meşruiyetini de tanımlama hakkına sahip olduklarını düşünmeleridir. Bu çerçevede imtiyazların ne devri ne de paylaşımı söz konusudur.

Bu mesafe, sadakatini bir pazarlığa tabi kılınmamış biat anlayışı içinde gerçekleştirenlerle açıkça farklılaşır. Şimdilik örtük dil stratejileriyle ancak ifadelendirilebilen kimi ögeleriyle, ona ve mirasına yakınlaşan ve kendilerini birer küskün olarak gören grupların bundan böyle ihtiyatlı bir iyimserlikle Atatürk'e sahip çıkmayı, onun üzerindeki "blokaj"ı yarmaya çalıştıklarını görmek sürpriz olmayacaktır. Atatürk'ü her tür inhisardan kurtarmayı amaçlayan bu ilgiler, bir yandan onunla aralarındaki tarihsel soğukluğu gidermeye çalışırken bir yandan da bu durumu ifadelendirecek yeni bir dil ve söyleme duyulan ihtiyacı itiraf etmektedirler.

Kemalizm açısından geç de olsa bir kazanım olarak değerlendirilmesi gereken bu gelişme, gerçekte Atatürk'ün istismarına ve onun üzerinden yaratılan tekelleri yarmaya duyulan alternatif bir yönelim olarak okunmalıdır. Bununla birlikte toplumda farklı meşruiyet arayışlarının bile, niteliği ne olursa olsun eninde sonunda Atatürk etrafında buluşmaktan başka bir çarelerinin olmaması da dikkat çekicidir. Artık çeşitlenmiş Atatürk imgeleri, içinden geçtiğimiz zamanın yeni ruhuna uygun arayışlara destek veren bir fotoğrafa dönüşmektedir.

Atatürk'le olan bağlarını bir küskünlük üzerine inşa eden ilişkilerde de aynı soru sorulmadan edilmez. Bunlar için de bugün, "Atatürk bizim için ne ifade etmektedir?" sorusu önem kazanmaya başlamıştır. Türk siyasî hayatında muhafazakâr olarak tanımlanan ve genel geçer bir tasnifle içine dindarları, gelenekçileri, muhalifleri, nostaljik ilgileri katan gevşek bir platformun Atatürk'le ilgili olarak geliştirdikleri düşüncelerini yüksek sesle tartışmaktan ısrarla kaçındıkları bilinmektedir. Burada koşulsuz sevmekle koşulsuz reddetmenin yarattığı bir dil hapishanesine asla sığamayacak yeni bir retorikten söz etmek gerekir. Gerçekten de bugün onca tedbir, düzenleme ve yönlendirmeye rağmen Atatürk hakkında sağlam bir çerçeveye ulaşmakta zorlanan esaslı bir kitlenin varlığı ya fark edilmemiş ya da göz ardı edilmiştir. Burada sözü edilen küskünlerdir ve onlar da kendileri için Atatürk'le barışma vasatı aramaktadırlar. Atatürk'ün kendi öz yaşamında pekala bulunabilecek iki Atatürk imgesi (Gazi Mustafa Kemal-Atatürk) ve bu miras üzerine biçimlenmiş envanter arasında sıkışan insanların tedirginliğine çok az dikkat edilmiştir. Bunlar aslında Atatürk'ün yaşamının Cumhuriyet öncesindeki resmiyle sonradan üstlendiği misyonla eriştiği resmin farklılığını küskünlüklerinin gerekçesi olarak beyan edenlerin tasnifidir.

Şimdi bütün bu unsurların telifine uygun ve elverişli bir yol aranmaktadır.

 

   
Başlıklar: