Dindarlık: Kişiselliğin Dini Temsili

Aslında dinsellik de dindarlık da son birkaç yüzyılın temel problematikleri arasında ısrarla tutulan örtük bir çatışma alanı. Böylece kişi özelinde her zaman olağan bir duruş kabilinden değerlendirilmesi gereken dinî ilgi ve yönelimler (dindarlık) ya da toplumsalın sıradan gerçekliği içinde somutlaşan dinî hayatlar (dinsellik), zaman zaman tehdit, zaman zaman da ürkütücü bir gelişme potansiyeli olarak deşifre ediliyor. Bugün saplantılı söylemleri besleyen bir korku, özellikle din karşıtı olarak kendilerini konumlandıran çevrelerde karşılık bulmakta zorlanmıyor.

Korku ve umut arasında

Ne var ki insanın, akıp giden zamanın türlü hengâmeleri içinde sürdürebildiği yolculuğunda fıtrata dönüş ve varoluşsal teminatların sağlanmasında dinin üstlendiği rol, klasik sosyal bilimcilerin analizlerinde tatminkâr bir cevaba dönüşemiyor; yapılan yorumlar da ağırlığını polemikten yana koyan tartışmalar da söz konusu durumu açıklayıcı birer mektep olmayı başaramıyor. Dinsellikteki artış ya da dindarlığın yeni göstergeleri gibi konular, dine ilgi duyan çevrelerin motivasyonunu artırması açısından hissedilir bir heyecan yaratıyor. Öte yandan dinî hayattaki gelişmelerin mevcut tahminlerin neredeyse bütününü yalanlarcasına güç kazanması, bütün tahayyüllerini bu öngörüler üzerine bina eden sosyal bilimcilerin, genel geçer seküler talepkârlıkların, dahası politik stratejistlerin beklentilerini dumura uğratıyor. Dindarlık her şeyden önce kişinin kendi inanç ve amel dünyasında tecrübe ettiği mesafe bilincine tekabül ediyor. Birinin dindarlığı söz konusu edildiğinde, evvel emirde onun din konusundaki duruşunun genel geçer kabullerin üzerine çıktığına hatta onun belli ölçülerde bu limitleri aştığına işaret edilmiş oluyor. Kişinin örneğin bir Müslüman olarak dindarlığı, onun İslam’ın emir ve yasakları konusundaki bağlılığını, sadakat ve uyum arayışını yansıtıyor, onun temel sabiteler etrafındaki muhasebesine imkân veriyor; inanç, ibadet ve ahlak alanındaki tercihleriyle de bütün bu ilgi ve sorumluluklarının ortaya koyduğu siret ve sûreti yansıtıyor. Gelenekte dindarlık, gündelik hayatın olmazsa olmaz bir ögesi olarak derin bir bilinçle ele alınmakta ve değerlendirilmekteydi. Birinin dindar olması her şeyden önce onun yüksek ahlaki seciyelerle mücehhez olduğu anlamına geliyordu. Hiç kuşkusuz bu teçhizatın kaynağı da, kişinin Allah’la olan bütünlüklü ve teslimiyetçi yapısında içkindi. Bugün dindarlık konusu sıklıkla gündelik/politik bir repertuarın iddialarına haklılık payı kazandırmak hatta doğrulamak üzere ele alınıyor. Dindarlıktaki artışı bir korku semptomu içinde gözleyenler açısından, mevcut durum her şeyden önce üzerinde durulması gereken birer kaygı zeminidir. Sonuçta bütün bu kehanetleri boşa çıkaran bir gelişme olarak fiili durum şaşırtıcıdır, dindarlık hızla artmaktadır. Pek çok gözlemci için bu durum bir evhamdan daha da öte vahim bir durumdur. Açıklanmasına kuvvetle ihtiyaç duyulan bu fenomen, hayatın akışını öteden beri dinden bağımsız bir şekilde ele almakta ısrar eden ve bunda da kısmen iddialı olan pek çok bilimsel yaklaşım için esaslı bir burukluk yaratmıştır. İddia gereği gerçekliğin hilafına arkaik bir dünyadan beslendiği varsayılan dinin, bugün modern dünyanın kazanımlarına rağmen hâlâ rağbet görebiliyor olması her şeyden önce hesap dışı bir sürprizdir ancak asla kayıt dışı bir durum söz konusu değildir.

Din hep vardı

Din karşıtı bilimsel yaklaşımların teorik mühimmat ve müktesebatını âdeta çökerten bu “sosyolojik gerçeklik” karşısında asıl önemli olan her hâlde kendi anlam dünyasını bütün bu referans bolluğu içinde dinden yana kullanan tipik dindarın mütevazı, varlık beyanı olmalıdır. Yer yer siyasallaşan laik ve seküler söylemlerin gündelik hayatın gelenekli/geleneksiz tüm rutinlerini muhasara altına aldığının açıkça gözlendiği bir düzlemde söz konusu gelişmeyi nasıl açıklamak gerekir? Çoklukla bir nevzuhurluk alameti olarak değerlendirilen bu keşif, aslında toplumsalın köklü dip akıntılarını sıklıkla ihmal eden özensiz bir seyirden başka bir şey değildir. Çünkü din hep vardı ve yanı sıra o, hiç kuşkusuz zamanı ve mekânı kuşatma iddiasından asla vazgeçmemişti. Din, güçlü dip akıntılarıyla toplumsalın kadim sermayesi olarak yer yer vicdanlara terk edilip hapsedilse ya da yer yer güçlü ataklarıyla sosyal hayatın belirleyici ana teması olarak varlık kazanma çabasını yeni birtakım form ve çıkışlarla güncellese de, hayatın hemen her etabında baskın olan çoklukla dindi. Türkiye bağlamında dindarlığın biçimleri, formları, nirengi noktaları ve yönelimleri konusu sıklıkla ilahiyat perspektifleri içinde birer alan çalışması olarak ele alınmaktadır. Dinselliğin toplumsal gerçekliği içinde bireyin dindarlığı bir yansıma alanı olarak değerlendirilmektedir. Akademi geleneği içinde dindarlığı bir inceleme nesnesi olarak ele alıp bunun sonuçları üzerinde hiçbir değerlendirmeye ihtiyaç duymayan yaklaşımlar, son tahlilde bir durum tasviri yapmaktan ileri gitmeyen vurgularıyla, mevcut sonuçları öteden beri bir ürküntü psikolojisini beslemek üzere maniple ederek kullananlarla aynı hizaya düşmektedirler. Bugün gelinen noktada dindarlığın sosyokültürel gerçeklik dünyasındaki karşılıklarını soğukkanlı bir şekilde değerlendirmek yerinde olacaktır. Her şeyden önce dindarlık algısının, belli şartlarla kayıtlı yerleşik/kültürel ya da küresel bir algı düzeneğine tabi olduğunu unutmamak gerekir. Bugün birbirinden farklı dindarlık algılarının varlığı, görecelik ve nispiliğe imkân veren bir yorum çeşitliliği içinde de ele alınabilir. Sorumluluk ve hizmet stratejilerini toplumun dinî hayatının ihya edilmesiyle sınırlı tutanlar nezdinde, dindarlık ölçülebilir ya da izlenebilir bir alan olmaktan çok eksikliklerin telafi edilmesi, abartıların giderilmesi açısından önem kazanmaktadır. Bu bağlamda yaygın dindarlık analizleri dinî hayatı bir şekilde baskı altına almaya yönelik çetele tutma ameliyelerinden bir hayli uzak kalarak dinî hayatın karakteristikleri üzerinde kafa yormayı öncelemek durumundadır.

Diyanet, Aylık Dergi Ocak 2013 s. 262-265

Metni Pdf Olarak İndirmek İçin Tıklayınız...>

   
Başlıklar: