Cumhuriyet’in Bir Karakteristiği Olarak Değerler Siyaseti

              Modern Cumhuriyet’in değerleri çağdaşlaşma arzusunun sınırlarını yansıtır. Modernleşme 19. yüzyılla birlikte gelenekten kopuşu temsil eden yeni bir hayat tasavvurunu ifade eder. Bu tasavvurun gerçekleşmesi için takip edilecek biricik yol ise batılılaşmadır. Batılılaşma, modernleşmeyi gerçekleştirmek için vazgeçilmez bir araç olarak seferber edilir. Zaman zaman aynı anlamlarda kullanılsa da gerçekte bütün bunlarla tasarlanan Batılı toplumsal düşünce ve pratiklerin bütünlüklü olarak içselleştirilmesidir.

Geleneksel Türk toplumunun zihniyet yapısı önemli ölçüde din tarafından şekillenmiştir (Ülgener, 1981). Nitekim gelenekte İslam’ın gündelik hayata derinlemesine nüfuz eden varlığı toplumsal yaşamın diğer ünitelerinde olduğu gibi siyaset alanında da baskın bir meşruiyet kaynağı olarak görülmüştür. Bu bağlamda erken dönem modernleşme girişimlerinde bile İslami kökler üzerinden referans aranmasına ihtiyaç duyulması oldukça önemlidir (Kara, 2008). Hatta dinsel ilgi ve söylemler, yöneticilerin meşruiyet arayışlarıyla sınırlı kalmaksızın onların pratik ilgilerine de hakim olmuştur.

Türk modernleşmesindeki ana temalar Cumhuriyet’in kuruluş dinamizminde de açıkça gözleneceği gibi yaşam alanlarının laikleştirilerek düzenlenmesiyle billurlaşır (Davison, 2002). Bu düzenlemelerde amaçlanan, dinin varlık dünyamızdaki geleneksel ağırlığının olabildiğince hafifletilmesidir. Bu tercih dinin neredeyse bütünüyle gözden çıkarılmış olabileceği intibaı veren yeni bir havanın oluşmasına da imkân vermiştir. Böylece sadece din değil ondan beslenen değerler dünyasında da bir hayli sarsıntı sayılabilecek gerilim noktaları oluşmuştur. Yeni rejimin seçkinleri pratik hayata damgasını vuran dinsel düşünüş, zihniyet ve eylemlerin sonuçta Türk toplumunun ulaşması gereken hedefler için ciddi kısıtlamalara sahip olduğu düşüncesinde hemfikirdiler (Subaşı, 2004). Dini reforme edilmesine ilişkin gerçekte oldukça sönük sayılabilecek bir tertipte de amaçlanan, mevcut hedeflere yönelirken dini elverişli bir aygıt olarak seferber etmekti. Bu yarım kalan projenin Müslüman toplumun referans dünyasında ciddi bir ilgi görmemesi, ayrıca reformatörlerin din dünyasına görece uzaklıkları bu alandan beklenen destekten vazgeçmeyi zorunlu kılmış olmalıdır (Jäschke, 1972). Nihayet yeni konsept ve Batılılaşmanın bütün bir Cumhuriyet’le birlikte anılan belli başlı göstergeleri sonuçta İslami geçmişin öne çıkardığı değerlerin artık birer sorun olarak resmedildiği yeni bir çerçeve oluşturacaktır.

Değer, insanları, onlara ait nitelikleri, istek ve niyetlerini ya da davranışlarını değerlendirirken başvurulan bir kriter olarak tanımlanabilir. Kişilerin, model ve amaçların, diğer sosyal ve kültürel şeylerin her birinin önemini ölçmeye yarayan birer kıstas olarak değerler gerçekte bir yönelim ve anlamlılıklar alanı olarak tanımlanabilir (Güngör, 1998). Aslında değer kavramı varlık ve bilgiyle birlikte klasik felsefe dünyasının üç temel konusunu oluşturur. Bireysel ve toplumsal talepkârlıkların hangi üst amaçlar için seferber edileceği söz konusu edildiğinde değerler sorunu gündeme gelmektedir. Türk modernleşmesiyle yeni bir hayat anlayışına geçiş yapılır. Yeni bir değerler dünyasıyla modern bir toplum inşa edilecektir.

Toplumun modern ve Batılı bir çerçevede kurgulanması, geleneği çağrıştıran hatta onu biteviye güncelleştiren her bir değerle ilişkiyi kesmeyi gerektirecektir. Bunun bir sonucu olarak İslami değerler geleneğin dayandığı temel referans alanları olarak kodlanır ve yerine Aydınlanma’nın Fransız üslubuyla biçimlenen değerleri transfer edilir. Aslında değerlerin transferi sorunlu bir girişimdir. Yüzyıllara sarkan değer üretimi toplumun aidiyet ve referans öğeleriyle birlikte kimliğin temel bileşenlerini oluşturur. Değer ithali toplumu her aşamada gerçekleşmesi mukadder anomiyle karşı karşıya getirir. Kök paradigmaların ihmali ben ve biz duygusunu aşındırır, geleceğe yönelik öngörüleri, kendini tanımlama ölçütlerini zayıflatır (Davutoğlu, 1997). Türk modernleşmesinde değerlerin kendi kültürel ve dinsel envanterin dışlama pahasına transfer edilmesi gündelik hayatın akışındaki yeknesaklığı yok etmiştir. Parçalı zihniyet yapıları, ahlak ve etik alanını olabildiğince sübjektifleştiren gevşek bir düzenek siyaset alanının tanziminde de ciddi sorunlar yaratmıştır (Paker, 2003).

Bu niyet süreklilik taşır ve modernliğin değerleri yeni Cumhuriyet’in de değerleri sayılarak kabul görür. Ne var ki bu değişim de ancak gündelik hayatın temel belirleyicileri arasında yer alan İslami değerlerin ihmal edilmesini ya da reddedilmesini gerektirecektir. Cumhuriyet’in vazgeçilmezleri arasında yerini alan çağdaşlaşma arzusu zamanla mitsel bir tahayyüle dönüşür. Bu niyetle, Türk toplumunun belli başlı değerlerinin çağdaşlık ölçütlerine bağlı olarak gözden geçirilmesinin yolu açılmış ve modernleşme sürecini besleyecek unsurların tercih edilmesi için değerler alanında da esaslı bir tasfiye ve tadilata gerek duyulmuştur. Nihayet bu hassasiyet yer yer radikal sayılabilecek bir tembihatla birlikte yürütülmüştür (Toprak, Çarkoğlu, 2006).

Cumhuriyet’in değerleri çağdaşlaşma ve laiklik ekseninde kendine yeni bir gerçeklik bulur. Siyaset alanındaki yönelimler aslında bu çerçevenin kurumsallaşmasına ilişkin çabaları yansıtır. Zaten siyaset alanının bu değerlerden bağımsız bir şekilde işlemesinden de söz edilemez. Yeni değerlerin inşa ve yayılımının dayandığı asıl kudret, siyaset ve eğitim alanındaki müdahalelerle şekillenir. Yenilenen müfredatla toplumun bilişsel haritaları dönüştürülürken siyaset alanının imkânlarıyla da değerler alanındaki yeni kabullerin önü açılacaktır.

Verili siyasetten beklenen Cumhuriyet’in Türkiye bağlamındaki özelliklerini sürekli güncelleyen ve iktidar ve hegemonyayı bu bağlamda güçlendirmeyi hedefleyen laik bir retoriği kullanmasıdır. Siyasetin temel argümanları, Türk modernleşmesinin gündelik hayattaki sınırlarına tam bir sadakat içinde şekillenecektir. İslami geçmişin sadece eleştirel bir okumasıyla sınırlı kalmayan bu reddiye, geleneğin bıraktığı mirasın temel unsurlarının bundan böyle kayda değer bir referans çerçevesi olarak kullanılmasına karşı ciddi rezervler koyacaktır. Böylece siyasetin yer yer pragmatik sayılabilecek evreni içinde aslolan yeni rejimin bekasını sağlayacak bir siyaset çarkını topluma kabul ettirebilmektir. Siyasetin yeni lehçesinde artık gözde olan, devletin öncelikler alanına dahil ettiği “laikleşerek sekülerleşme”nin sürgit bir duyarlılıkla kitleselleşmesinin yolunu açmak ve alabildiğine genişletmektir.

Ne var ki değerler alanının radikal müdahalelerle de olsa dönüştürülmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Aslında değerler alanı kök paradigmalarla buluşan birer işaret hatta birer harita olarak değerlendirilebilir. Değerler alanına yapılan müdahalelerin her zaman beklentileri tatmin edecek bir karşılık sunduğundan söz edilemez. Nitekim Türk modernleşmesinde çok kere bir değerler anaforundan söz etmemize olanak veren görüntüler gerçekte tatminkâr bir değer üretiminin olmayışından kaynaklanır (Mardin, 1992). Eskinin değerleri yerine hangi değerlerin istihdam edileceği ve daha da ilginci bu değerlerin toplumun gizil ve derin dünyasında ne ölçüde karşılık bulacağı önemli ölçüde muğlâk sayılabilecek birtakım açıklıklar üretir. Batılı yaşam tarzlarını gündelik hayatın restorasyonu için elzem bulan bir inşa süreci eskimiş sayılan değerleri radikal bir tasfiyeyle ortadan kaldırsa bile sonuçta şaşırtıcı bir şekilde bu değerlerin yeniden arzı endam ettiklerini görmek şaşırtıcı olmamaktadır (Birtek, 1998).

Türk modernleşmesinin en önemli zaaflarından biri olarak görülen değerler sorunu siyasete de damgasını vurmuştur. Siyaset dünyasında biçimlenen hedefler giderek tam bir parçalanma sayılabilecek şekilde değerler dünyasını da ayrıştırmıştır. Modernleşmenin hegemonik düzeydeki varlığının, toplumun temel şekillendiricisi olma vasfına rağmen günümüze kadar sarkan farklı siyaset temsilleri toplumun moral değerleriyle siyasetin karmaşık hedefleri arasındaki dilemmayı aşma konusunda birtakım gerilimlerden kurtulamamıştır. Sağ, sol ve İslâmcı söylemlerin siyasete taşınan dilleri, resmi yaşam stillerinin kuşatıcı baskısını yarma konusunda oldukça girişken sayılabilecek tavırların sahibi olmuştur (Subaşı, 2005).

Hakim siyaset anlayışında meşruiyeti tartışılmaz tek değer laiklik ve bu yolla ulaşılması hedeflenen sekülerleşmedir. Devletin temel konsensüs aracı olarak belirlediği laiklik ise hiç kuşkusuz kendine özgüdür. Türk laikliğinde geçerli olana ana eksen dinin olası etkilerini devletin ve kamusal alanın sınırlarından uzaklaştırmaktır. Bu dikkat, dini siyaset alanında bir temsil olmaktan çıkarır, hatta bununla da yetinmeksizin din eksenli değer vurgularını da etkili bir revizyona tabi tutar. Gündelik hayatın bütünüyle seküleştirilmesinin istendiği temel siyasette geçerli olan toplumun epistemolojisine müdahale etmek ve vatandaşları yeni paradigmalara tabi hale getirmektir (Krş. Shayegan, 1997; Oskay, 1989). Çoğu dinsel argümanlardan beslenen değerlerin laik ve seküler bir hayat tasavvurunun beklentilerini sınırlayacağı kaygısı bu konudaki hassasiyetin şiddetini artırır.

Türk siyasetindeki bu belirlenim, sonuçta siyasetin, devlet gerekliliklerinden bağımsız çıkışlarına da olanak vermez. Bu kısıtlama farklı değer arayışlarının var olma ve kendini sunma biçimlerini de zorlaştırır. Ne var ki alternatif söylemler de yeni değer algılarının Batılı, laik ve seküler toplum inşasının uzun vadede yaratacağı tehlikelere sık sık vurgu yapmak zorunda kalır. Değerler alanındaki boşluk, toplumun birlik ve beraberlik içinde olması gereken en temel buluşma noktalarını ihmal etmektedir. Ahlaki ve dinsel talepkârlıklar değerler vurgusunu birlik ve dayanışma arzusunu körelten Batlı değerlere yönelttiği eleştirilerle meşrulaştırmak ister.

Öte yandan toplumsal gerçekliğin operasyonel müdahalelerle asla değişmeyen değerler atlası, siyaset dünyasının pragmatik doğasında da şaşırtıcı bir istismar alanını her zaman canlı tutar. Bu bağlamda toplumun milli ve manevi değerlerinin hakim sistematiğin bir parçası olarak kullanımı “dinin siyasete alet edilmesi”nden “din istismarı”na, “din sömürüsü”nden “din tacirliği”ne kadar pek çok tanımlamayla suçlanmak durumunda kalacaktır (Krş. Siar, 1985; Ergüder, Esmer, Kalaycıoğlu, 1991). Aslında meşru sayılan değerler skalası Türk modernliğinin resmi müfredatı ekseninde gerçekleştirdiği bir dünya görüşüne vurgu yapar. Her biri başka bir sancıya tekabül eden modern değerlerin gelenekle temasa sokulmayan icrası beklentilerin aksine tam bir başıbozukluk havasını gündelik yaşamın yegâne gerçekliğine dönüştürür.

Sonuç olarak siyaset ve değer ilişkisinin Türk işi sayılabilecek formları, Cumhuriyet’in en temel karakteristikleri arasında yer alabilecek şekilde, varlığını devletin modern taleplerine tam bir sadakat içinde sürdürmeyi taahhüt eden bir teminatla sürdürmektedir.

   
Başlıklar: