Bayramınız kutlu olsun...Bayramda ne konuşulur? Onca zahmetlere katlanıp onca yerler kat ederek dostlarımızı ziyaret ediyoruz. Birkaç sayılı güne, muhabbet ve hasbıhali sığdırma arzusundayız. İmkânlar arttıkça daha fazla insanla, daha fazla yüzle bir araya gelmek, konuşmak ve tazelenmek istiyoruz. Bayramda yıl boyu içine kapandığımız sürgit koşuşturmalardan, bitmez tükenmez hayhuylardan bir yolunu bulup kurtulmak istiyoruz. Kendimize, çevremize, yakındaki-uzaktaki dostlarımıza erişmeye, onlara bir yol uzanmaya, el atmaya çalışıyoruz. Bayramlar, diğer günlerde pekâlâ eringen davranacağımız kimi konularda, büyük bir sabır ve heyecanla kendimizi gerçekleştirme şansı veriyor bize.Tatlı Yeyip Tatlı KonuşalımBayramlar bazen, eğri oturulup doğru konuşulan kritik zaman aralıklarına denk gelse de aslolan iyimserliğe bir yol bulmaktır. Kötümserliğe kanat açılan her ortamda, belki bayramların açtığı güzergâhlar sayesinde güzel olana bir yol bulabiliyoruz. Zaten bayramlar tatlı yeyip tatlı konuşulan hoş vakitler değil midir? Belki bayramlarımız sayesinde acılarımızı, hüzünlerimizi, kayıplarımızı, dertlerimizi bir şekilde unutmanın yolunu ve yordamını öğreniyoruz. Yaşam sürmeli, sıkıntılar abartılmamalıdır. Bayramda her birimiz bu seçili günlere ulaşmanın coşkusuyla, şimdiye değin aşamadığımız ve sonunda ancak biriktirmeyi seçebildiğimiz sıkıntılarımızı, taşıya geldiğimiz yükleri, bilumum buruklukları bir tarafa atarken, bir nebze de olsa kendimize çeki düzen veriyoruz, evimize, çocuklarımıza, etrafımıza sıkı bir göz gezdiriyoruz. Ortalığı topluyoruz, aynanın önünden ayrılmıyoruz, kendimizi tanımaya çalışıyoruz. “Elin oğlu ne der”den “konu komşuya ayıp olur”a, “her zaman mı görüşüyoruz”dan “aman idare et”e kadar varan bir dizi ilişki formları…

Göz gezdirmekten görüşmeye, laflamaktan muhabbete geçişi bayramlarda gerçekleştiririz. Bayramların sunduğu imkânlar içinde hem hala içimizde yaşattığımız geçmişimizi, aramızdan ayrılanları, hem de kadir kıymet bilmek zorunda olduğumuz akrabalarımızı hoş etmeye çalışırız. Şimdi yaşamaya çalıştığımız bayramların eski bayramlardan pek fazla farkı yok gibi. Şimdilerde bayramlardan çok kendi sınırlarımızda beliren bazı değişikliklere dikkat kesilmek gerekiyor. Ulaşım imkânlarındaki artış, telefondan elektronik mesajlara kadar çeşitlenen araç bolluğuna rağmen insanlık evrenimizin bir hayli sınırlandığını görmek zor değil. Dar bir dünyaya sıkışmış yeni bir yaşam alanı artık yakınlarımızı da sınırlıyor, akrabalarımız kadar dostlarımız da kısıtlanmış gibi. Kim yakındır, kim dosttur, kim önceliklidir? Kim ertelenebilir? Kimler asla unutulamaz? Bütün bunları kendi kendini besleyen bir toplumsal hafıza içinde güçlendirecek çabalara fazla vakit ayırma şansımız yok gibi… Tutarsız bir bayram retoriği içinde hayatımızı bir o yana bir bu yana savurup duruyoruz.

Bayram Gelmiş Neyime

Kan Damlar Yüreğime

Oysa birkaç sayılı günle bizi bekleyen bayramlar, gerçek insanlık evrenimizi sürekli tazeleyeceğimiz özgün bir gelişme sürecine öncülük edebilir. Esasen bayramdan beklenen de her halde bunlardır. Kendimizi, yakın ve uzak çevremizi anmak, kendimizdeki ve başkalarındaki değişimleri karşı karşıya getirerek onları izlemek, aradaki açığı makul bir noktada tutmak için muhabbetleri koyulaştırmak, birbirimizi özlemek, sıradanlaşmış ilişki ağlarımıza yeni insanlar eklemek gerekir. Birbirimizi anlamak için ortak bir dile, aramızda geliştirilmiş bir dile ihtiyaç duyduğumuzu unutmamak gerekir.   Bayramları bu niyetlerimiz için birer vesile kılmayacaksak bayramlar başka neye yarayacaktır?Çocuklarımız bu bağlamda dış dünya bilgisi edinecekler, konu komşuya varlığımızı böyle bir vesileyle sunma şansı edineceğiz, akrabalarımıza “biz ölmedik hala ayaktayız” demek için emsalsiz bir fırsatı yakalamış olacağız. Ne yazık ki ne komşuluk ne de akrabalık sitemleri artık eskisi kadar rahat işlemiyor. Kısa bir değerlendirmede bile gerçekte her seferinde yeni bir düzenlemeye tabi tutulmuş hatta yozlaşmış ilişki ağları peşinde olduğumuz anlaşılıyor. İhmaller, unutmalar, göz ardı etmeler.. Bayramlar bu durumda yeni başlangıçlar üretmek için pekala birer seferberlik alanına dönüştürülebilir.Öte yandan birbirimizle konuşma zeminini her zamankinden daha çok kaybettik. Bağırarak konuşuyoruz, kavga eder gibi konuşuyoruz, kolay küsüyoruz, zor barışıyoruz. Zor kazandığımız dostlukları bir çırpıda yok edip siliyoruz. İnsanlık düzenimizde ciddi hasarlar, aşınma ve kayıplar var. Bunları onarmak tabii ki elimizde. Gönülden kurulan bağların yaratacağı bir hıza çok ihtiyacımız var. Konuşmak zorundayız. En yakınımızdakilerden en uzaktakilere kadar herkesle konuşmamız lazım. Sesimizin rengi, tınısı yeniden formatlanmalı. Sevdiklerimizi, onlara olan sevgimizi asla sahteliklere kaçmadan açıkça söylememiz gerek. Bizden sevildiğini duymak isteyen kim bilir ne kadar da çok dostumuz var. Bizim de bunları duymaya ihtiyacımız var. Sorunlarımızı en yakınlarımızdan başlayarak konuşalım. Bir konuşma pratiği geliştirelim. Akrabalarla, konu komşuyla nasıl konuşuluyorsa, toplumla da bundan böyle öyle konuşalım. Bir retorik inşa edelim. Kavgasız, başkalarını hep hain kendimizi hep kahraman saymaksızın, başkalarını hep zalim kendimizi hep mazlum saymaksızın yeni bir dil kuralım. Çok parçalandık, çok savrulduk. Ağıtlarımız bile başkalarına erişmiyor, acılarımızın dili insani ortaklıklara ulaşmıyor. Çok kaybeden, çok yıpranan bir toplum olduk.Bir bayram yaşıyoruz. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım.

Necdet Subaşı

http://haber.stargazete.com/acikgorus/ramazan-misafirdi/haber-918868

   
Başlıklar: