Kültürel Miras ve Beklentiler Toplamı -Anadolu Alevilerinin Güncellenen Talepler Kataloğu- (*)

          Bu çalışmanın amacı Anadolu Alevilerinin bugün her vesileyle güncellenen taleplerini anlamaya çalışmaktır. Farklı Aleviliklerden söz edilebilir. Ancak ortak beklentiler toplamı günümüz Aleviliğine yön veren ana eğilimleri açığa çıkarıcı niteliktedir. Mevcut talepler, bir yandan yeni bir Alevilik söyleminin netleşmesine yol açarken bir yandan da Alevi talepkârlığının rasyonelleşmesini hızlandırmaktadır.

Bu çalışma Alevilerin hegamonik devlet ve hâkim toplum temelindeki belli başlı isteklerinin dayandığı bir arkaplanın sıkı bir analizine duyulan ihtiyacı dile getirmektedir. Kültürel mirasa vurgu yapılması, bu mirasın güncellenmesi ve beklentilerin yeniden formüle edilmesi talepler katalogunu özetlemektedir. Bugün var olma çabalarına dikkat edildiğinde Alevilerin bu üç hassasiyet etrafında kendi söylemlerini yenileme çabası içinde olduğu pekâlâ söylenebilir.

Alevilerin bir kültür mü bir din mi yoksa dini bir sapkın-sekter grup mu oldukları yönündeki tartışmalar burada konu dışı tutulmaktadır. Aslına bakılırsa bu tartışmalara son bir nokta koyma arzusu, gerçekte Aleviliğin heterojen, senkretik ve eklektik doğasını göz ardı etmekten başka bir anlam taşımaz. Öte yandan onu söz konusu seçeneklerden birine sabitlemek de aslında Alevilik hakkında öteden beri varlığını sürdüren referans tartışmalarını ihmal etmeyi gerektirir. Nihayet Aleviliğin kültürel bir okumaya mı yoksa dinsel bir okumaya mı tabi tutulması gerektiği de başlı başına bir problemdir ve yine bu da analizimizin kapsamında yer almamaktadır. Buna karşılık sözkonusu sorunun beslendiği gerilim ve kargaşa alanları, bugün Alevi dünyası etrafında şekillenen farklı görüş, açılım ve yönelimleri siyasallaştıran bir zemin olmaktadır.

Dolayısıyla burada Alevilik, tek başına ne dinî, ne etnik ne de kültürel bir grup olarak tanımlanmaktadır. Belki Alevilik tüm bu öğelerle birlikte harmanlanan zengin(leştirici) bir yapılanma olarak tanımlanmaya daha elverişlidir (Subaşı, 2006). Bununla birlikte günümüzde Aleviliğin daha çok kültürel özelliklerine hatta bu çerçevede taşıdığı mirasa odaklanılmaktadır. Ancak bu tebliğde, ortak bir kültürel miras üzerinden güncellenen bir Alevi talepkârlığı gündeme getirilmektedir.

Kültürün sert çekirdeğine dokunan tartışmalar, gerçekte kimlik kurgulamalarından beslenmektedir. Kültürel çeşitlilik, kimlik tartışmaları, köken icadı vs. gibi konular, çoğunlukla modernleşmenin altüst ettiği tasavvur alanları içinde şekillenmektedir. Kimlik tanımlamaları, modernleşme pratiği içinde işlevsel bir ağırlıkla donatılmıştır. Tartışma uzundur. Kimliği bugünün koşullarından hareketle kurmak, giderek geçmişi de bugünün değer ve kazanımları üzerinden inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır. Hiç kuşkusuz bu kaçınılmazlık başlangıçta tüm kimlik taleplerinde öngörülebilecek bir durumdur. Öte yandan kendi varlığını gündelik hayatla sürekli bir mutabakat arayışı içinde yenileyen her gelenek, belli başlı sorular karşısında iç tutarlılığına azami derecede önem veren özgün bir çerçeve oluşturmak zorundadır. Çünkü gündelik yaşamın sıradanlığı ve sürdürülebilir doğallığı belli başlı krizleri aşmakta yüksek bir tolerans alanı üretmektedir.

Örneğin Sünniler, Türk modernleşmesindeki olağanüstü tazyike rağmen, kimlik ve kültür tartışmalarını Aleviler kadar yakıcı bir şekilde yaşamadılar (Subaşı, 2005). Belki bunun nedenleri arasında Sünnilerin en başta örgütlü yapılarının olması, kuşatıcı söylem iddialarından vazgeçmemeleri, kitaplı bir referans dünyalarının olması etkili olmuş olabilir. Bu uyumluluk Türk modernleşmesinin radikal yönelimleri karşısında Sünni müslümanları apaçık bir travmayla yüz yüze getirmedi.

Ne var ki bu tespit Aleviler için hiçbir geçerlilik taşımaz. Aleviler hem geleneksel hem de modern yaşam dünyasında kendilerini tanımlamaktan isteklerini dile getirmeye kadar pek çok alanda sadece etkili kurumların gözaltında değil yanı sıra bundan daha da fazlasını kendi kendilerini hep kısıtlayarak üreten kritik eşik ve dönemeçlerdeki deneyimleriyle yaşadılar. Öte yandan Aleviler bugün(ler)e ancak, kurguyla gerçeklik arasındaki sınırların sürekli altüst olduğu, bir hayli karmaşık süreçler içinden geçerek ulaştılar. Yaşadıkları benzersiz hikâye ve deneyimler bugün elde avuçta kalakalan her ögeyi olması gerekenden daha yüksek bir duygu ve sadakatle kutsallaştırmalarına yol açtı (Bozarslan, 2000). Başlangıçtaki Kemalizm’e sadakatlerinden, kendilerini “inadına muhalif gelenek” içinde tanımlama arzularına kadar pek çok noktada Aleviler yaşanmış geçmişleriyle fiili tercihleri ve toplumsal beklentileri arasında ciddi gidiş gelişler yaşadılar. Böylece geçmişte ve otantik gelenekte mevcut gelişmeler karşısında bir açıklayıcı referans olarak işlevsel olan Alevilik, bugün paradoksal bir şekilde açıklanmaya muhtaç bir duruma gelmiştir.

Aleviler kendi kültürel bakiyeleriyle nasıl ilişkiye geçecekleri, dahası bu birikimi hangi yol ve yordamlarla işleyip kullanacakları konusunda bugün bir hayli mesafe almış durumdadırlar. Ancak bu hızın tek tek her Alevi için tatminkâr bir sonuç yarattığı söylenemez. Çünkü Aleviler hâlâ bütünüyle huzursuzdurlar. Kimlik edinme siyasetleri, nasıl bir geçmiş kurguladıkları, modernleşme sürecinin yeni bilgi stratejileri karşısında mitik evrenlerini nasıl makulleştirecekleri, dışlanma ve marijinalleştirme siyasetlerine karşı hangi araçlarla direnecekleri, kısaca pek çok sorun bugün ciddi bir gerilim ve huzursuzluk kaynağına dönüşmüştür. Bütün bu kafa karışıklıkları dikkat çekicidir (Beşikçi, 2004). Bununla birlikte modernleşme, Türk laikliğinin kendine özgü sınırlama ve sınırlılıkları, ideolojinin din yerine ya da dinle beraber ikame edilmesinin yarattığı sonuçlar, vs. sonuçta Aleviliğin bugün her bir Alevi için gerçekte ne ifade ettiği konusunda kendi aralarında canlı, üretken ve verimli tartışmaların doğmasına neden olmuştur. Kentleşme, iç-dış göç, Alevi olmayanlarla gerçek karşılaşma hatta seyrek de olsa yüzleşmeler, Alevinin Aleviliğini keşfetmesi, genel toplumdan ayırt edilme, görmezlikten gelinme ya da göz ardı edilme ve diğer belli başlı problemler, bugün modern Aleviliğin yeni söylem haritalarını ve sınırlarını yansıtmaktadır. Ne var ki burada dikkat edilmesi gereken asıl nokta, Alevilerin modernleşmesinden yani modern bir Alevilikten çok modernliğin söylem ve pratik düzeyde Alevileri nasıl etkilediğidir.

Gerçi Alevi modernleşmesi ayrı bir tartışma konusudur. Burada vurgulanmak istenen Alevilerin modernleşme sürecinde farklı bir tabiatla kendilerini var etme bilincine sahip olup olmadıklarının sorgulanmasıdır. Sosyolojik tanımlamalar etrafında söylemek gerekirse bugün Alevilik gelenek ve modernlik bağlarının yanı sıra uluslar arası siyaset ilişkileri, postmodernite ve küreselleşme bağlamında şekillenen çok kültürlülük, birlikte yaşama gibi yeni yaşama stilleri temelinde de gündeme gelmektedir. Hiç kuşkusuz gündelik hayatı üreten ve takviye eden bileşenler, siyaset dünyasının gerilimleri içinde büyük toplumun kıyısında kendini yeniden tanımlamak zorunda kalan her grubu kendi dünyasında belli başlı anlam arayışlarıyla karşı karşıya getirmiş ve başlı başına herkesi derinlemesine huzursuz etmiştir. Bu huzursuzluktan en yoğun payı Alevilerin aldığı tartışma götürmez (Subaşı, 2005).

Aleviler daha başından beri oldukça ağır bir tarihsel yükü taşıma iddiasıyla kendilerinin dışlandığına, eşit yurttaşlar olarak görülmelerinin hiçbir zaman mümkün olmadığına inanmakta; mevcut gelişmelerin de bu konuda iyimser olmalarına hiçbir şekilde izin vermediğini düşünmektedirler. Tipik bir Alevinin kendini büyük toplum tarafından dışlanmış ve kodlanmış olarak tasavvur etmesi, onun huzursuzluğunu pekiştirmekle kalmamakta yanı sıra mevcut durumu da hızla olağanlaşmaktadır. Bu çerçevede yine kendini sürekli olarak zulme uğramış konumda gören bir topluluğun kendi kültürel envanterinden dinamik bir referans üretmesi de mümkün olamamaktadır. Çünkü geçmiş sonuna kadar araçsallaştırılmakta, eldeki “tereke” yeniden üretimden çok takdis edilmiş bir geçmiş olarak hafızalara kaydedilmektedir. Geçmiş bugünün kurgulanması için bir referans değeri olmaktan çıkmakta, ancak aynı geçmiş dışlanmışlığın bir sicili olarak sürekli hatırlanmaktadır. Böylece acilen kullanılabilecek bir geçmiş, Aleviliğin gündelik gerçekliğin doğasıyla bütünleşmiş tüm öğelerini ideolojik-politik bir güç kullanımının sermayesine tahvil etmektedir.

Modernleşme sürecinde Aleviler, kendi kimliklerini inşa ederken hiç kuşkusuz aracı enstrümanlar arasında yer alan pozitivizm başta olmak üzere Kemalist ideolojinin himayesinde kendilerine yeni bir mecra arama çabasına girmiştiler. Yanı sıra çok yerde Sünnilikle özdeşleşmiş İslam’dan kendilerini ayrıştırmak ama öte yandan da gerçek İslam’ın kendilerinde içkin olduğuna ilişkin iddiayı ısrarla tekrarlamak da söz konusuydu. Bütün bu ayrışma çabasında asıl dikkat edilmesi gereken nokta Türk modernleşme pratiğinin geleneksel olanla arasına koyduğu mesafede genellemelere kurban gitmekti. Gündelik politik çıkışlar ya da duygusal-nostaljik vurgulardan öteye gidemeyen bir himaye talebi süreç içinde Aleviliğin kendi kök değerleriyle varolan bağının beklenmedik bir şekilde kopmasına yol açmıştır. Şifahi gelenek kalıpları içinde kendini güncelleyen Alevilik bugün kamusal bir dile dönüş(türül)ebilecek bir lehçeden yoksundur. Öte yandan modern argümanlara fazlasıyla teslim olmuş Alevilikler de gelenekten kopma tehlikesi taşımaktadır. İşin aslına bakılırsa Aleviler de son tahlilde herkes kadar konuşmaktadır ancak konuşulan dil artık bir “Alevi dili” olmaktan çıkmıştır. Aleviler dillerini kaybetmişlerdir. Hiçbir etnik vurguya sahip olmayan bu dil, teolojik ve kültürel bir arkaplanın modern dünyada aynı duyarlılık ekseninde güncellenmesini ifade eder. Kabul etmek gerekir ki bugün Aleviler gelenekte derin anlam kümeleri oluşturan bu dil dünyasından kopmakla eş zamanlı olarak ritüel özerkliklerini de kaybetmişlerdir. Artık Alevilerin teolojik dile, ritüele, kimliklerini besleyen temel değer ve argümanlara dönüş taleplerini esastan tartışmak gerekir.

Alevilik bir gerçekliktir. Ancak günümüz Aleviliğinin en önemli sorunu, kendi içindeki çeşitliliği birörnek biçime taşıyacak dil ve evren tasavvuruna geri dönmektir. Bu dönüşümün maliyeti geçmiş ve bugün arasındaki gerçeklik aşınımıyla hesaplaşmayı gerekli kılar. Örneğin, çoğunluğunu kentleşmemiş Alevilerin oluşturduğu gelenekli-kırsal Alevilik, söz ve eylem üretme sürekliliğini kaybetmiştir. Bu nedenle kırsal Aleviliğin genel Alevi toplumu üzerinde referans gücü azalmıştır. Buna karşılık modern söylemlerle ilişkiye geçmiş kentsel Alevi pratikleri de kırsalın içselleştirdiği maneviyatı üretmekte zorlanmaktadır. Bundan sonrası için artık “kalıp Alevilikler” söz konusudur, dahası paradoksal bir şekilde şifahi bir geleneği altüst edebilecek yeni bir Aleviliğe umut bağlanılmaktadır. Bu literal bir Aleviliktir.

Yaşanan deneyimler, başta kültürel tacizler olmak üzere her türden imajinatif dışlanmışlıklar, sonuçta birer trajedi olarak görülebilecek bellek hasarları, panik arayış ve tepkilerle şekillenen yeni tarz Aleviliklere yön vermektedir. Radikal Aleviliklerden de söz etmek gerekir (Olsson, Özdalga, Raudvere,1999). Kitlesel dışlanmışlık duygusuna koşulsuz kapılmış Aleviler arasında radikaller söz hakkını ellerinde tutmaya başlamışlardır. Bu çeşitlilik gramer ve söylem açısından değişik Aleviliklerin gündelik hayat içinde giderek çeşitlenmesini gündeme getirmiştir. Öte yandan bu farklılaşmaların yatay ve dikey düzeyde toplumsal alandaki yansıma ve etkilemelerine paralel olarak güç, iktidar ve rekabet ilişkileri de çatışmacı bir şekilde gündeme gelmeye başlamıştır. Alevilik giderek Türkiye’nin belli başlı problem(atik)leri arasında ön sıralarda yerini almaya başlamıştır (Fayt, 2003). Öyle ki sözgelimi Avrupa Birliği müzakerelerinde bile Alevilerin varlığı ciddi bir müzakere konusu olarak raporlara yansımaktadır. Bunlar bir topluluğun gidişatını sorunsallaştıran gelişmelerden sadece birkaçı olarak görülebilir. Ne var ki bu durum hiç de istisnai bir fenomen değildir. Aksine bu durum Alevi toplumunda giderek kök salan ve tek tek her Aleviyi kendi referans setleriyle çatışmaya zorlayan marazi bir yönelime de işaret etmektedir.

Sonuç olarak Aleviler, kendi köklerine, tarihsel gerçeklik ve kültürel maliyetlerine entelektüel, felsefi ve akademik bir çıkışın belli başlı imkân ve araçlarını kullanmaksızın, kamuoyunda ancak manifestolar zinciri olarak tanımlanabilecek bir talepler kataloguna yer vermektedirler. Bir başka açıdan bakıldığında bu taleplerinin gerçekte bir araya gelemeyecek denli dağınık ve savruk bir temellendirme arayışına dönüştüğü anlaşılmaktadır. Sık tekrarlanan kimlik kaygıları geçmişi ve şimdiki zamanla geleceği ortak bir duyarlılık içinde ele almak yerine dozajı her geçen gün biraz daha art(ırıl)an bir duygusallıkla tatmin olmaya hazırdır. Bu durum, Aleviler açısından, ağlıklı analiz ve açılımları şimdilik sadece geciktirmeye yaramaktadır.

(*) Gap Bölgesinde Alevi–Bektaşi Yerleşmeleri ve Şanlı Urfa Kültür Mozayığında Kısas,İstanbul: Cem Vakfı, ss. 223–226 -2007-

   
Başlıklar: