Samimiyet

 

Sevgili hocam öncelikle Yenidünyada Şûra dergisi olarak ilk sayımızda bizimle birlikte olup röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

"Ben de teşekkür ederim. İnsanın bilmediği, henüz nasıl bir yol ve dil tutturacağından emin olmadığı bir dergiye daha ilk sayısında türlü belirsizlikler içinde dahil olmayı seçmesi bütünüyle güvenle ilgili bir şey. Bazen hayatımızda olur, sorgusuz sualsiz, hiçbir açıklayıcı bilgiye ihtiyaç duymaksızın kendimizi bir anda yeni ve müphem bir heyecanın içinde buluruz. Çünkü orada bize yakın gelen bir dil vardır, bizi her daim besleyecek olan orada rüşeym halindedir, biliriz."

Muhterem hocam, tüm lügatleri bir tarafa bırakarak; sizin kendi ruh terminolojinizde samimiyet ne anlama geliyor?


"Lügatleri, terminoloji dayatmalarını dışarıda bırakarak konuşmak zor. Samimiyet bir ölçmeye bir tartmaya hiçbir şekilde ihtiyaç duyurmayan bir doğallık, olağanlık hâli bence. Bizi huylandırmayan bir duruş, özgün tavır, belki de içi dışı bir olduğunu açıkça belli eden bir takdim, bir sunum biçimi. Bugün bu kavramı tartışmak zorunda kalmamızın, onun tanımına ilişkin bir kargaşaya sürüklenmemizin nedeni tanım dünyamızın da allak bullak olması. Peygamber efendimizin “din samimiyettir” diye buyurması boşuna değil. Düşünsenize şu samimiyet dediğimiz şeyi aradan çıkarsaydık din diye bildiğimiz şeyden ne kalırdı geriye. Biraz teori, biraz pratik, fazlasıyla kuruluk, fazlasıyla hegemonik. Rahmet ve merhamet talebiyle yapıp ettiğimiz şeyleri bile esasta din kılan tek kelimeyle samimiyet. Ne güzel bir kavram."

Bu arada kulun kul ile ve Allah ile olan ilişkisi bağlamında samimiyetin her kapıyı açacağını düşünüyor musunuz yani kişiler arası ilişkilerde hasbi yaklaşım tarzı aynı zamanda kişiyi istismara açık bir hedef hâline de getirir mi; bu konuda ne söylemek istersiniz?

"Samimiyet ve teslimiyet sanırım aynı bağlamlarda sıkça kullanılan kavramlar arasında. İnsanın samimiyeti saflıkla, teslimiyeti ölçüsüz bir sadakatle denkleştirmesi oldukça tehlikeli bir tercih. Samimiyet istismar edilir, teslimiyet kullanılır. Bunun için de ferasetten yana nasipli olmak gerekir. Riyakâr olan bizi kandırmayı hesaplamakta, sahtekâr bizi kendi müptezelliğiyle maniple etmek istemektedir. Bunu aşmanın yolu samimiyeti saflık derekesinden kurtarmak, onu kullanışlı bir şey olmaktan beri kılmaktır. Onun için samimiyet de üzerinde durulması, çalışılması, korunması ve ihya edilmesi gereken bir özellik. İnsan ancak temiz insanlara, kalbi kirlenmemiş insanlara yakın durarak kendini her türlü rüsvaylıktan koruyarak o samimiyette karar kılabilir.
Zaman zaman yapılan araştırmalarda, insanların birbirlerine olan güven ve samimiyet duygusunun çok düşük oranlarda olduğu belirtiliyor. Bu durum özellikle Müslüman toplumlarında da önemli bir sorun hâline geldi. Siz, Müslümanın Müslümana karşı samimiyet duygusunun bu denli düşük bir oranda olmasını neye bağlıyorsunuz?
İhanet, yolda bırakma, aldatma ve incitme gibi kavramların dolaşımda daha fazla kullanılıyor olması ve samimiyet gibi bir kavramın da sadece eksikliğini vurgulamak üzere hatırlanıp anılması önemli. Güven ve samimiyet olmaksızın birlikte yol almak, yol tutmak, bir ekmeği hilafsız bölüşmek, birbirimize arkamızı dönebilmek imkânsız. Güven ve samimiyet bir kez kaybolduğunda artık koca bir dünyada kendini sağlama almaya çalışan bir münzeviden başka biri değiliz. Gerekçeler saymakla bitmez gibi."

"Bağlanmalarımızda bir hasar var, aidiyet artık bizi bağlayan değil ayıran bir damar. Bilgi iktidar için, hikmet kandırmak için aranan bir referans dünyası. İnsanın kendine karşı lakaytlığıyla başlıyor her şey. Nefsini ıskalayan başkalarını da göz ardı ediyor. Bilgi imanı, güç ve itibar da takvayı rehin almış durumda. Allah sonumuzu hayır eylesin."

Kıymetli hocam, açıkçası samimiyet çok da önemli mi? Günümüz toplumunda insan ilişkilerindeki korunaksız bir samimiyetin toplumsal olarak neyi çözümleyeceğini düşünüyorsunuz?

"Ben samimiyet olmadan bu akılla kimsenin peşine düşemeyeceğimizi, buna ihtiyacımızın olduğunu, bunu bulmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu başkasında arandığı ölçüde bizde de olması gereken bir şey. Ne yazık ki biz iyi ve güzel olanı başkalarında aramaya pek hevesli bir millet olduk. Oysa ancak bizde ne varsa biz onunla aradığımız şeyin değerine bir işaret koyabiliriz.
Çağımızın bir gerçeği olan internet, ya da sanal gerçeklik, adına her ne diyorsak; bu platform üzerinden kurduğumuz ilişkilerin gerçek dünya ile karşılığının aynı olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa herkes tuşun karşısına geldiğinde kendi için belirlediği bir imajı giyinip de mi, o platforma giriyor; ne dersiniz? Bununla ilgili kategorik bir sınıflandırma yapmanız gerekebilir mi?"

"Aldatıcı mecralar. İnsanın içinin dışına çıktığı sarp yokuşlar onlar. Dikkat etmek lazım. Sosyal psikologlar her fırsatta açıklıyorlar. İletişim için bu güzergâhları kullananlar iç dünyalarındaki gerilimleri aldatıcı bir dil cambazlığıyla örtmeyi, yaşadıkları huzursuzluğu perdelemeyi başarabiliyorlar. Bu kanallar insanı bir başkasına sözüm ona açma iddiası taşıyorsa da hemen hepsi sonuçta bizi baştan çıkarma gücünden besleniyor. İnsan bu yeni iletişim kanalları etrafında nasıl samimiyetini koruyabilir? Bilmek ne çok zor bir şey oldu bu zamanlarda."

Eskiden iyi ve kötü arasındaki ayrım çok netti fakat modern zamanlarla birlikte bu fark ciddi bir ivme kaybetti. Mesela iyi insan kötü insan, iyi iş veya kötü iş; sizin tüm bunları birbirinden rahatlıkla ayıran bir iksiriniz var mıdır? Bu durumlarla baş başa kaldığınızda nasıl bir ayrıştırıcı kullanıyorsunuz?

"Maalesef yok. Hâlâ daha deneme yanılma yolu en geçerli olan gibi. Eskiler bir bakışta anlarmış. Bunu mümkün kılan şeyler giderek azalıyor. Kalp gözü var, feraset var, öngörü var, insan sarraflığı var. Bunlar bugün bir haslet olmaktan çıkalı çok oldu. Oysa insan ne denli karmaşık olursa olsun ondaki samimiyeti afişe eden bir şey mutlaka vardı. Şimdi millet müthiş miktarlarda masrafları göze alarak şu bildik beden dilleri için günlerce kurslar alıyor, etrafımızdaki insanları tanımak için kendini paralıyor. Oysa sahih atıf zincirleri sadece karşımızdakiler için değil kendimiz için de kalıcı ve değerli ölçütlere sahipti. Bugün problem hemen her tarafı saran ve kuşatan muğlaklık. Müphem ilişkiler ağı güven sorununu tetikliyor."

Peki samimiyet, iyi bir insan olmak için yeterli bir haslet midir?

"Samimiyet bir sonuç. Belki insanın içinin dışına yansıması. Samimi olmak için yapılabilecek bir şey yok. Samimiyet ahlaki yeterliliklerimizle, insani yönelimlerimiz arasındaki dengeyi yansıtıyor. Bugün bu dengede açıkça gözlenen bir sarsıntı var ve bize bu saatten sonra düşen tek bir görev var: Bağlı olduğumuzu var saydığımız hakikat düzleminin içinde sahici bir insan kalmanın yollarını aramak ve bulmak. Bu çaba bizi samimiyet dediğimiz o ideal duruşla buluşturacaktır."

Bize, hatırınıza geldiğinde, aklınıza düştüğünde, sizi mutlu eden iki şey söyler misiniz?

"Doğrusu bu türden çat kapı sorularda dilim tutuluyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama aklımdan geçenleri söylemenin de bir sakıncası yok. Hayat bitmek tükenmek bilmeyen bir telafi süreci. Kaybettiklerimiz, yanlışlıklarımız, unuttuklarımız, göz ardı ettiklerimiz bir bir önümüze geldikçe hayatın bundan sonraki bölümünü sanki biraz ah tühle biraz da telafiyle geçirecekmişiz gibi geliyor. Yanlışta ısrar etmektense kendimizi yeni bir düzene sokma çabası daha doğru ve sanırım bunun da bir eşiği, bunun da bir menzili var."

 

İbrahim Arpacı 

"Yeni Dünya'da Şura Dergisi"

(18 Eylül 2018)

   
Başlıklar: